akşamdan kendini hissettirmişti. yemekten bir süre sonra dışarı çıkıp biraz yürüsem iyi gelecek diye düşündüm. baş ağrısı ilerlemeden hafifler diye düşündüm. bence her defasında boş düşünüyorum. geçmiyor. alternatif çözüm ne varsa deniyorum olmuyor. tavsiye verenlerin yalan söylediğini düşünmüşümdür hep. yürüyüş iyi gelir, ılık duş iyi gelir, papatya çayı ile birlikte loş bir ortamda oturmak iyi gelir. işte parmak egzersizleri masajlar falan. hepsi hikaye. hadi kendinize de itiraf edin geçmiyor değil mi o ağrı. bahsettiğim öyle ağır migren atakları falan da değil yani. ha bir de parol içip de başğarım geçti diyenlere de pek güvenesim gelmiyor. parol zaten ateş düşürücü. yürüdüm biraz. yolda okuldan hocalarla karşılaştım. böyle durumlarda kulaklığımı çıkarmak zoruma gidiyor. selam verip geçmek harika bir duygu. başka zaman da oluyor. illa konuşmak istiyorlar. kardeşim kulağımda kulaklık var. belli ki dünyadan bir süreliğine sıyrılmışım. ilgimi alakamı kesmişim. ya şarkı dinliyorumdur ya da işte bir program, podcast falan. durdurmayın beni lütfen. yürümek istiyorum sadece. manava doğru yürürken babam aradı. görüntülü. biraz konuştuk. bağlantı koptu. öyle sıkı sıkı nasıl giyinmişsin diyor. memleket soğuk, yaz gelmek bilmiyor, dedim. tabii mekke sımsıcak. günleri güzel geçiyormuş. eve geçince tekrar konuşalım diyerek kapattım telefonu. manavdan elma alacaktım sadece. gözüm eriğe ve çileğe de takıldı. biraz da onlardan aldım. yani baharın gelişini hatırlattılar ama pek de sevinemedim. havaya bir güzellik katarak tatlandırsınlar istedim ama havaya güçleri yetmedi erik ve çileğin. zaten o çilekler de neydi öyle. iri iri. basmışlar ilacı. almasan bir şey kaybetmezsin valla. başımın ağrısını unutmuşum. biraz hafiflemiş. aradaki gelişmeleri geçiyorum tamam mı? telefonla oyalandım derken saat on ikiyi geçmiş. yattım doğal olarak. ya rabbi. öyle bir kötü gece geçirdim ki. uyku aleminde hiç mi güzel bir hayat olmaz. hep meşakkatli. bir uyansam rahatlayacağım ama yok. kalkamıyorum bir türlü. nasıl olduysa bismillah deyip doğrulduğumda saat sabahın beşini geçiyordu. mesela ben buraya sabahın beşi dedim ya. anlatım boukluğu yapmış mı oluyorum. anlatımımdan zaten sabahın beşi olduğu anlaşılıyor. başımın sağ tarafı zonkluyor. o yürüyüşle falan meğer pusuya yatmış alçak. saldırıyı sonraya bırakmış. nasıl ağrıyor öyle. kalktım odalar arasında biraz dolaştım. bak hala yürüme derdindeyim. ilaç dolabını açtım. kutu kutu pense. kutu kutu ilaçlar. hepsini karıştıyorum. arveles arıyorum. yok maalesef. elime talcid geliyor. midemin de pek tadı yok. bir tane atıyorum. arveles yok maalesef. sabah ilk işim arveles yazdırıp onu dip köşe saklayacağım. kimseye vermeyeceğim. dolareks var ama nedense onu içmek istemiyorum. biraz oyalandım. yeniden uyumayı denedim. uyudum bu sefer. öğleye doğru uyandığımda üzerimden tır geçmiş gibi kalktım. enkaz. kahvaltı yaptım. annemin ilaçlarını yazdırırken araya arvelesi de sıkıştırdım. gerçi eve geldiğim de başka bir ağrı kesici içtim. dexpadu. aile hekimim bana yazmıştı. valla iyi geldi. hafifledim. burda yazılanlara bakıp ilaç kullanmayın lütfen. doktorunuza mutlaka başvurun. :) şimdi saat. 01.13
*
rıdvan hatun'un "cehennemde ilahi" isimli öykü kitabını bitirdim. sıradışı bir tarzda ilerleyen öyküler. kurgu normalin dışında. sakin bir kafa ve sakin bir ortamda okumaya elverişli. bir de kitabı elinize aldığınızda ertelemeden bitirmek lazım. çok sade bir anlatımla gerçeği sayıklayarak, dilin ötesini zorlayan öyküler.
*
mustafa sandal'ın "adı intikamdı" şarkısını çok severdim. kıyıda köşede kalmış bir şarkı. kimse bilmiyor ve çok güzel düşünsenize. şimdi bir ay içerisinde "afra" isimli kızın sesinden tüketirler. güzel de yorumlamış. gelir geçer tabii. sonrasında ben yine dinlemeye devam ederim aklıma geldikçe. bu arada "neredesin" şarkısı da güzeldir sandal'ın. ne bileyim yazmak istedim.
*
kazancakis'in "zorba" romanını çok uzattım. şimdiye bitmesi lazımdı. yoğunlaşamıyorum bu günlerde.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder