Cuma, Temmuz 15, 2016

Salim Nacar yazdı: Ayın şiiri: Uğurlama


Hüseyin Karacalar uzun süredir Aşkar çevresinde görünen şairlerden. Ben onun şiirlerine ilkin Karayazı dergisinde rastlamıştım, şairi o günden beri ilgi ve beğeni ile takip ediyorum. Karacalar daha sonra Aşkar dergisinin editörlerinden biri haline geldi. Derginin bugünkü şiir dünyasının oluşmasında şüphesiz ki katkısı büyük. Hüseyin Karacalar’ın ilk şiir kitabı Cevapsız Aramalar geçtiğimiz aylarda Ebabil yayınlarınca yayımlandı. Buraya bir bölümünü aldığımız şiiri ise Davudun İnsanları dergisinin 5. sayısında yer alıyor. Kısa ama etkili bir şiir ve bana kalırsa Karacalar’ın kitapta yer alan şiir toplamının üstüne çıkmaya doğru yeltenen bir şiiri.   

Güzelliği söyeyeceğini ince bir kalıp içine dökerek ustaca söylemiş olmasında yatıyor. Seçilen kelimeler gündelik hayata dair kelimeler. Bu da şiirin anlam yapısını daha tanıdık hale getiriyor. Karacalar şiirinde günlük bir sıkıntının panoramasını çiziyor sanki günlük ama ruhsal bir sıkıntının: “Bir gizli yolu vardır yolu olanın / Boşluğa geldik yırtıldık / Öyle zannediyorum ki / Bize ayrılan süre dolmadan darma duam / Eller neden indirildi aşağıya / En iyi savunma sanatıma silah tuttular İndir o elini / Ne çabuk tükendi vakitlice mi? / Öyle zannediyorum ki başlar yüksekte / Görünmez güzelliklere boynumuz ince / Bilekler bileklikler incelikler / Senin kendine sakladığın gizli yolu / Bulsam ya sonuca güzel bağlansam.” Darma duam çok iyi bir buluş olmayabilir ama bu bir anksiyete şiiri ve bu şiirlerde kelimelerin üzerine durup düşünmezsiniz; çünkü bir gücün iteklemesi oluşturur bu şiiri. Hesapsız ve günibirliktir yaratma anında ama etkisi bir ömre yayılır. 

 Sanırım şiirin climax noktası şurası: “Geçecek diyorsun ya bi de bu var di mi? / Geçecek / Vakitlice mi? / Bu ürpertiye ifademi verirken / Yeşile çalan otların sararışı korkunçtu / Geçmek neden bu kadar göreceli?” Göreceliliğin şiirini yazmış Karacalar, anlam verememenin ve herkesin bu anlam veremeyişe bir anlam verme çabasının. Bir umutsuzluk mu hakim bu şiire, zannetmem daha çok bir kabulleniş demeliyim. Şiir şu dizelerle bitiyor. “Bize ayrılan sürenin zoruna geldik / Vakitlice geldik konuya komşuya / Ama iyi geldik.” Zirvede bırakan iyi bir bitiş. Bitirmek sorundur çünkü, Karacalar iyi bitiren şairlerden.  


Uğurlama son günlerde okudum ender güzel şiirlerden biri. Karacalar’ın şiir dünyasında da daha sert ve savaşa dönük bir yere denk geliyor. Şiirin tamamı için e-dergi formatında yayımlanan Davudun İnsanları dergisinin 5. sayısına bakılabilir.  

OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==>http://www.vahdetgazetesi.com/kultur-sanat/ayin-siiri-ugurlama-h83003.html


UĞURLAMA

Hüseyin Karacalar

Bir gizli yolu vardır yolu olanın
Boşluğa geldik yırtıldık
Öyle zannediyorum ki
Bize ayrılan süre dolmadan darma duam
Eller neden indirildi aşağıya
En iyi savunma sanatıma silah tuttular
İndir o elini
Ne çabuk tükendi vakitlice mi?
Öyle zannediyorum ki başlar yüksekte
Görünmez güzelliklere boynumuz ince
Bilekler bileklikler incelikler
Senin kendine sakladığın gizli yolu
Bulsam ya sonuca güzel bağlansam.

Keşkelere gelesin yani bana
Bekleyelim görelim mevlam
Ne kadar beklersen bekle
Bu merak heykeli çok soğuk
Hem sonuna geliyoruz seslerin
Şaşıracak ne var bunda
Dizlerimle kardeş bir burukluk
Yokuşa sürecek ne vardı güzel eyler
Toparlanmak neden bu kadar göreceli?

Başımı önüme düşürüyorum
Başım öne düştüğünü fark etmiyor
Çok bekleyen hep bekleyen
Sabırlı bir ağrı
Tövbesini bekleyen derviş
Dervişini bekleyen tövbe gibi
Huu
O müthiş sarsıntı
Beklemek neden bu kadar göreceli?

Geçecek diyorsun ya bi de bu var di mi?
Geçecek
Vakitlice mi?
Bu ürpertiye ifademi verirken
Yeşile çalan otların sararışı korkunçtu
Geçmek neden bu kadar göreceli?

Bize ayrılan sürenin zoruna geldik
Vakitlice geldik konuya komşuya

Ama iyi geldik.

Perşembe, Şubat 25, 2016

Çağrıyı Sonlandırabilirsiniz!



Çağrıyı Sonlandırabilirsiniz!
Kalbime üç kere su, yüzümün kuraklığında çizgiler oynaşırken dünyanın en kederli portresi aynada karşımda.
Kalbime üç kere su; filizlenmek için birkaç dize yeter bana. Dijital gözlerin bakışları yok. Akıllı tahtalar bir önceki dersin hiçbir şeyini bırakmıyor ortada. Tebeşir tozu yutmak nimetten diye fısıldıyor kulağıma dizelerden biri, telefonumun ekranı yanıp sönüyor, bir cevapsız arama! Ellerimi gezdiriyorum menüde, arama ayrıntılarına giriyorum:”Zaten çektim çekeceğimi kader kuyusundan/Ağzıma üç kere su, sonrası parçalanan zaman/ Burnumu sızlatan günah/ Ah işte bu tını/ Suyla temizleniyor incinen bir keman.”1Ayrıntılar diyorum, zarif bir kelimenin bile acı vereceğinden haberdar, acımıyor ciğerimize.
Kalbime üç kere su; Tanımsız aralığın yorgunluğundan geliyorum, üstüm başım şiir elimde toprak var, akıllı telefonumda dijital ezan sesi, sesini kısıyorum, dünyanın gürültüsünden Allah’a sığınıyorum!
Cevapsız Aramalar, taşranın merkezdeki en gür sedalarından biri olan Aşkar Dergisi şairlerinden Hüseyin Karacalar’ın ilk kitabı. Ancak şunu söylemeliyim ki bir ilk kitap olmasına rağmen sizi şiire doyurup aynı zamanda soluklanacak açlıklar bırakması nazarında iyi bir eser. İlk kitap toyluğu sezilmiyor, şiirleri emeklemeden direk yürümeye başlayan bir bebek misali. Bu durum nedense bana gecikmiş bir kitap izlenimi veriyor, çok önceden çıkması gerekirmiş de bir köşede sessizce beklemiş, bu sırada farkında olarak ya da olmayarak nasip kavramının altına çift çizgi çekmiş.
Ekrandaki arama kayıtları, tenhada gül rengi bir tebessüm. Kalemi bırakıp harfleri bakışlarımla istila ediyorum. Yazdıklarımın bundan sonrası şiirin uykusuna yattığımdır, rüyada bir tahayyül biçimidir unutma sayın okuyucu!
Birinci Cevapsız Arama: Kelimeler şiirin çırağıdır
Sayfaları çeviren parmaklar, parmaklar ve parmaklar. Dünya dönerken sayfaların kalbime dik bir şiir çizdiğini düşünüyorum, ismi “Geç Kağıdı”. Karacalar’ın Cevapsız Aramalar’ında her ne kadar “ Sen Muş’ta Uzak Bir Kışta” isimli şiiri öne çıksada – iyi şiirlerinden biridir hakikaten- benim şiirim kitaptan evvel Aşkar Dergisi sayfalarında görüp vurulduğum “Geç Kağıdı” idi.
Bir yaradan eksik olarak dünyaya gelmişseniz, eksiğinizi tamamlar dünya. Yara açar en zayıf yerinizden, ateşlenen kimi zaman bir kurşundur deler geçer teninizi, kimi zaman bir dizedir kanatır, zaten saklayamadığınız yaralarınızı. Sonra başka bir şiirden bambaşka bir dize dörtnala koşar imdadınıza, yamar yırtıklarınızı. Geç Kağıdı böyleydi bende, yırtığımın ortasına oturup elinde iğne iplikle şunları dikiyordu ruhuma: “…/koşa koşa ömrüme geç kalmak gibiydim/ Kenara çekilmek istedim anonslardan önce/ Bu fotoğrafı terli terli su içerken çektirdim.”2
Kelimeler şiirin çırağıdır ve şair hepsinin acemisi. Herkesin birbirinin üstadı olduğu(!) şu dönemde, şair kişilerin sosyal medya hesaplarında günde bilmem kaç defa, dizelerinin canını okurcasına aforizmik ağıtlar yakmaları, kendilerinden başka kimseyi okumuyor izlenimi vermeleri, şiirden bir adım geri attırmışsa da adımımı, Karacalar gibi şairler hala bir mümkünün kanıtı. Elbet insan kendine değer vermeli, eserleri hakkında kelam etmeli ancak bıktırmamalı. Çünkü bıktığımız yerden soğumaya başlıyoruz!
Karacalar, kelimelerin işgaline uğramış kalbini onları derleyip toparlayarak korumaya çalışan bir isim. Çünkü kalp yaşadığımız haz çağında en korunaksız uzvumuz haline gelmiştir. İman ve haz içindeki zıtlıklarda kimi zaman birbirine örtü olup kimi zaman kusur gören bir filmle karşımıza çıksa da Karacalar şiirinde kullanmış olduğu İslami imgeler, onun durduğu yönün göstergesidir. Şiiri, şairini tanımlayan bir unsur olmakla birlikte, şairinin olması gerekenle olan arasındaki sıkıntısının tezahürüdür birazda.
İkinci Cevapsız Arama: Aradığınız Kişiye Şu Anda Ulaşılamıyor!
Kalem ile haşır neşir bir elin aradığı ilk şey kendisidir. Şiir kendini tanıma sanatı olmakla birlikte bana göre yer yer kendinden mesafesiz bir uzaklaşma sanatıdır da. Çünkü hiç olmadığınız olamayacağınız bir şeyi yazma cüreti gösterebilirsiniz pek ala. Olmak istediklerinizi yazıp karşısına geçip ağlayabilirsiniz. En acısı olduklarınızı yazdıklarınızdır aslında ve belki çoğumuzun yaptığı budur. Kalabalıkta ağlayamaz örneğin Karacalar, bu durumunu“Sadakasını vermek istedim, kalabalıkta akamayan gözyaşımın ”3diyerekhaykırır okuruna, şiirinde kendini saklamayan bir şair olduğunu bu ve bunun gibi birçok dizesinde görmek mümkündür. Gizli olmayan aşikâr yanını “Görmek istediğiniz gizlilik yok bende”4 diyerek tesciller.
Karacaların şiiri tümden parçaya varır nitelikte. Sanki her şiirin önce bütün haliyle rüyasını görmüş ve zihninde parçalanmış halini uyandıktan sonra tekrar toplamaya başlamış. Bir ayrıklık çukuruna düşmüyorsunuz bu nedenle okurken onu.
Şahsiyetli şiirleri severim, bir kere beğenilme kaygısı gütmeden yazılırlar, demagoji ve aşırı romantizmden uzaktırlar. Hüzünleri ağlak değildir, birisinin kendisine mendil uzatmasını beklemez o şiir, güçlüdür kendi gözyaşlarını silebilir. Gerçek olmayan şeyleri içinde barındırmaz çoğu, bu bakımdan yaşayan dizeler barındırırlar içlerinde. Özeleştirisi yüksek şiirlerdir. Karacalar şiirinin bir şahsiyeti var, duruşu, davası var.
Elimde birkaç dize, kendimi kaybetmiş kitabın ortasında dolaşıyorum, ben neredeyim, hangi cevapsız aramanın ayrıntısına ineyim? Elimde telefon bu sefer ben çeviriyorum numarayı:“Benim hayallerim var hayâ ettiğim hata ettiğim içine ettiğim hay aksi dediğim”5 tam buradayım, kulağımda bir anons: “aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor lütfen daha sonra tekrar deneyiniz!” Şiirden ve hayallerimden kayıp vermişsem, kendimde kendime ulaşılamaz hale gelmişsem bir daha denerim elbet. Şiir kendime yeniden gelmenin müsait bir yeridir ve ben şahsiyetli şiiri severim!
Üçüncü Cevapsız Arama: Çağrıyı Sonlandırabilirsiniz!
Cevapsız Aramalar’daki her şiir başlığı tek tek irdelenmeyi hak ediyor ancak bunu okuruna bırakmak en iyisi. Şiirin poetikasının eşiğinden atlayarak kalbine varmaya çalıştığım, yürüdüğüm yürüdüğüm, yazdan kışa dönüp dönüp okuduğum bir eserdi Karacalar’ın bu nadide çalışması. Eserinde Aşık Veysel’e, Neşet Ertaş’a, Karakoç’a selam verme şansını okuruna verdiği için de ayrıca teşekkürü hak ediyor şair. Karacalar’ın konuşkan şiirinin sesini dinlemek ister ve dizelerin ritmine kendinizi kaptırmak isterseniz eğer ıskalanmaması gereken bir eser Cevapsız Aramalar.
Kitabın son sayfasında geldiğimde “Önce sen kapat” diyor şiir bana, inatçıyım, çünkü ruhumun peşinde dize dize, harf harf koşturdu beni bu eser. Ben kapatamam doğrusu sayın şiir, dilerseniz siz çağrıyı sonlandırabilirsiniz!
Hüseyin Karacalar
Cevapsız Aramalar
Ebabil Yayınları
63 sayfa
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.36
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.12
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.59
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.57
  • Cevapsız Aramalar-Ebabil Yayınları-Syf.30
Not: Bu yazı Ayraç Dergisi 75. Sayıda yayınlanmıştır.
Gülnaz Eliaçık

Cuma, Aralık 11, 2015

Hüseyin Akın yazdı

Cevapsız Aramalar: Şair Hüseyin Karacalar’ın ilk kitabı. Güzel bir kitap ismi. Ebabil yayınlarının yaptığı güzel işlerden bir yenisi. Coşkun, akıcı ve yüksek sesli şiirler. Sözcüklerin insanı taşıdığı bir vecd kapısı varmış, okuyunca böyle düşündürüyor insanı. Önemli bir bilgi midir bilmiyorum, ama on sekiz şiirden oluşuyor kitap. Şiirde yeni sayılmayan biri için titizliği ve özeni işaret ediyor. “Başımın çaresine bakmalıyım başımın çaresi yoktur benim/ Kaç yıldır evime dönemiyorum kaç yıldır evim yoktur benim.” dizeleriyle başlayan “Cahildim Dünyanın Rengine Kandım” şiiri gibi bir insanlık durumunun şiirleşmesine tanık oluyoruz. Doğal dilin şiiriyeti uzun yollar yürüyebilmemiz için yeterliymiş bir de bunu görüyoruz Karacalar’ın şiirinde. Dışarıdan şiirin yükünü artıracak yapay bir malzeme taşımıyor. Şayet kendinizi sokağın tecimsel dilinden bir teşehhüt miktarı geri çekmeyi başarabilirseniz Hüseyin Karacalar’ın şiirinden rahatlıkla “kocaman bir yatsı ezanını” görebilirsiniz. Bu arada sevgili okur, Karacaların kitabında size tam “Dört Cevapsız Arama Var” alıcılarınızı açık tutun derim. 09-07-2015 http://m.milligazete.com.tr/yazarlar.php?id=25452

Mahcup Bir Öfke: Cevapsız Aramalar/Yediiklim dergisi/Kasım 2015



Mahcup Bir Öfke: Cevapsız Aramalar
Eyüp Aktuğ

“Ben ne yaptım? Bir hududu zorladım. Kendimin dışına çıkmak isterken kendime rast geldim.”
                             Bir Adam Yaratmak – Necip Fazıl Kısakürek

            Şair bir hududu zorlayan, kendisinin dışına çıkmak isterken yine kendisine rast gelendir. Eşyalara ve hadiselere karşı madde üstü bir nazariyeden yaklaşan, yirmi dört saatlik zaman çizgisinde göremediğimiz, fark edemediğimiz şeylerin arayışındadır. Bu yönüyle sürekli kanayan bir yaraya sahiptir. Şair, bir tarafıyla o yarayı sarıp sarmalarken, diğer tarafı o yarayı kurcalamakta ve bazen isteyerek bazen istemeyerek tekrar ve tekrar kanatmaktadır. Şairin iç dünyasındaki bu çatışmalar ise yeni şiirlere kapı aralamaktadır.

            Hüseyin Karacalar, ilk şiir kitabı Cevapsız Aramalar ile kendisinin dışına çıkmak isterken kendisine rast gelen bir şair. Cevapsız Aramalar, Hüseyin Karacalar’ın ilk göz ağrısı. Telaşla oradan oraya koşturan bir kalabalığa şahit olan, gürültüye kulak tıkamayıp olan biteni duyan, bütün bunların yanı sıra bu uğultunun arasında undan, şekerden ve zeytinden bir rahmet, bir bereket damıtan Hüseyin Karacalar, “annem ve babam için” ithafıyla bizi karşılıyor.  Kitabın ilk şiiri Bir Teselli Ver’de, “Şimdi hissettin mi çınar ağacının arasından gelen sesi / Şimdi ezan şimdi namaz şimdi gül tadında bir mevsim” diyor.

            Cevapsız Aramalar, konuşkan ve aynı zamanda suskun bir kitap. Şair, kitaba aldığı şiirlerinde mahcup bir öfkeyi hissettiriyor bizlere. Kitaba giren şiirlerin birçoğunu, 18. sayısından itibaren editörlüğünü yürüttüğü Aşkar Dergisi’nde hatırlamaktayız. Anadolu’nun ortasında, taşrada doğup taşrada hayata devam ediyor olmak, şairin kalbini yoğuran özneler arasında. Toprağın dilini anlamaya çalışışı, okuduğu ve yorumladığı her şeyin eninde sonunda toprakta bir araya gelmesi, Fırsat Kuponu’na, “Demiş miydim daha önce / Topraktan başka bir şey öğrenmedim / Topraktan başka bir şey yaramadı işime” mısralarıyla yansıyor. Şiirleri okumaya ve mısralar üzerinde düşünmeye başladıkça Karacalar’ın yaşamına dair bir gezintiye de çıkmış oluyor ve şairin şiir serüvenine tanıklık etmiş oluyoruz. Bunu en iyi hissettiğimiz şiirlerin başında ise uzun bir susuşun neticesinde gelen “Sen Muş’ta Uzak Bir Kışta” isimli şiiri. Bu şiirle birlikte şairin iç dünyasındaki imgelere, o imgelerin kâğıda izdüşümlerine, belki kendisiyle hesaplaşmalarına ve çağın getirdiği donukluğa karşı bir yorgun bir öfkeye şahit oluyoruz.

“Peşini bıraktığım şiirler üstünü çizdiğim mısralar / Çalmasın kapımı bir daha toprağımda bitmesin / Ayaklarımı beklemesin kapımda ayakkabılarımı düzeltmesin” mısralarıyla bu tanıklığa ortak oluyoruz.

            Cevapsız Aramalar’ın,  şairin dikkat ve titizlikle seçtiği şiirlerden oluşuyor olması, kitabı ayakları yere basan bir eser haline getiriyor. Okurunu her şiirinde farklı bir atmosferin içine alan şair, şiirlerine yansıyan bazı isimleri yansıtmış. Orhan Gencebay, Neşet Ertaş, Ümmü Gülsüm gibi. Yer yer akıntıya karşı kürek çekmenin terleyişini hissettiğimiz eserde, bir sır kendisini yineliyor: Tevekkül. “Allah İzin Verirse” şiirine dönüyorum yine. “Olsun Allah izin verirse / Mutlu bir sona yetişebilirim.”

            Hüseyin Karacalar, mutlak olana, yaşama, insanlara ve kendine dair hissedişini, itiraflarını güçlü fakat boğmayan, okurunu yormayan şiirleriyle Cevapsız Aramalar’da okurlarıyla buluşmayı bekliyor.

Salı, Aralık 01, 2015

Türk Dili Dergisi/Ekim 2015/Müzeyyen Çelik yazdı

Cevapsız Aramalar şair Hüseyin Karacalar’ın ilk şiir kitabı. Geçtiğimiz mayıs ayında Ebabil Yayıncılık'tan çıkan kitapta on sekiz şiir yer alıyor. Hüseyin Karacalar’ın şiirlerini Aşkar,KaragözHece ve Mahalle Mektebi dergilerinde gördük. Ağır ve sağlam adımlarla uzun yıllardır şiir yayımlıyor Karacalar.

Hüseyin Karacalar’ın şiirlerinin dili konuştuğumuz Türkçedir. O şiirlerinde özentili dil oyunlarına, uydurma sözcüklere başvurmaz. Hatta kendi kültürümüze, alışageldiğimiz dile yabancı tek bir kelime dahi karşınıza çıkmaz. Üstelik şair bunu yaparken şiirini edebî çizgiden de uzaklaştırmaz. En sade dille en öz anlatıma nasıl ulaşılır bunu çok iyi başarmıştır.

Günümüzde özellikle şiir çok farklı mecralarda yoluna devam etmekte. Bazı şiirleri okuduğumuzda şimdi şair burada ne demek istiyor sorusunu sormadan edemiyoruz. Bunun yanında türlü kelime oyunlarıyla karşılaşıp afallıyoruz. Popüler kültürün yani piyasanın ya da çağın gereği olarak aktarılan bu kargaşalar içindeki kaotik şiir birçok okuyucu için kendine henüz yer bulamadı ve edebî anlamda da değer kazanamadı. Bu çağa ait olmasına rağmen Hüseyin Karacalar’ın şiirini bu bakımdan da apayrı bir yere koyabiliriz. Onun şiiri bizim dünyamızdan uzak ve anlaşılamaz bir dünyaya ait değildir. Onun şiiri kendi dünyasının ve gözlemlediği dünyanın apaçık bir yansımasıdır. Şairin öğretmenliğini, tarihçiliğini, taşralılığını, memleketini, ailesini, arkadaş çevresini, okuduğu kitapları, dinlediği müzikleri, duvarındaki kireç badanayı, içtiği çayı buluruz onun şiirinde. Şair bunu yaparken lirizmin derinliklerinde de kaybolmaz ve o ince çizgiyi korur. Lirizm bu tarz şiirlerde tehlikeli bir yayılma gösterip şiiri ele geçirebiliyor bazen ve bu da şiirde boğucu bir etki oluşturabiliyor.

Hüseyin Karacalar’ın şiirinde dikkatimi çeken bir diğer şey de aforizma niteliği taşıması muhtemel mısralardan kaçınması. Günümüzdeki özellikle genç şairlerin içine düştükleri tuzaklardan biri yüz altmış karakteri geçmeyecek mısra üretip sosyal medyada paylaşılmasını sağlamaları. Karacalar şiirinde bu tuzaklara düşmez. O sadece şiir yazmak ister ve şiire yönelir bunun ötesinde medyatik bir amaç şiirlerinde sezinlenmez. Şiirlere ağırbaşlılık ve kendinden eminlik hâkimdir. Cevapsız Aramalar bunların yanında meselesi olan bir şiir kitabıdır da. Amerika’dan, kapitalizmden, çeklerden, senetlerden, kredilerden, nefret eder. Bunun yanında “yere düşen mandalın ağrıyan yanlarını ovdum” (s. 14) mısrasındaki gibi incecik bir duyarlılığa sahiptir.

Hüseyin Karacalar’ın şiiri dil ve anlatım olarak her ne kadar sadeyse de anlam olarak kendini çok kolay ele vermez. Şiirleri okuduğumuzda önce bize verilmek istenen duyguyu hissederiz ama şairin asıl söylemek istediğini anlamak istiyorsak biraz daha çaba sarf etmemiz gerekir. Bu da onun şiirine çağdaşlarının arasında bir yer olduğunu açıkça gösterir. Günümüz şiiri zaten çeşitli yaklaşımlar olmakla birlikte söylenmek istenenin biraz perde arkasından belirmesiyle ortaya çıkan bir seyir izlemekte.

Cevapsız Aramalar’da hayatın anlamlandırılması, insanın bunun karşısındaki durumu, yalnızlığı, yalnızlık karşısındaki çaresizliği de işlenmiş. Ayrıca pişmanlıkların dışavurumu şiirlerin derinliklerinde fark ediliyor. Buna rağmen ümitsiz de değil şair. 

“Beni kıyı zannettiler bende biriktiler
Çok geldiler çok üzüldüm gelirken sel
Gelirken kum getirdiler
Olsun Allah izin verirse
Mutlu bir sona yetişebilirim.” 

Kitapta kendine yer bulan on sekiz şiir de birbirinden güzel yerlere dokunuyor ama “Cahildim Dünyanın Rengine Kandım”, “Diş Plağı”, “Sen Muş’ta Uzak Bir Kışta” ve “Şair Kalabalığı” şiirleri üzerinde biraz daha fazla durulması gereken türden şiirler. Özellikle “Sen Muş’ta Uzak Bir Kışta” şiiri şairin Muş’taki yaşantısıyla ilgili bize ipuçları veriyor ve gurbette yaşanan yalnızlığın, uyum sorununun, hayat gailelerinin hoş bir anlatımını buluyor ve biraz da duygulanıyoruz.

Müzeyyen Çelik

http://tdk.gov.tr/images/ekim2015/20151033.pdf

Yönümüzü kıble belirler, pusula değil

Yönümüzü kıble belirler, pusula değil Ülkemizde yayınlanan bir çok dergide şiirleri yayınlanan Hüseyin Karacalar, yazdıklarını 'Cevapsız Aramalar' adlı bir kitapta topladı. İsmail Demirel, şairle, şiir serüveni ve kitabı üzerine konuştu. İlk kitabı “Cevapsız Aramalar” adıyla okurları selamlayan Aşkar dergisi editörlerinden Hüseyin Karacalar’la şiiri ve kitabı üzerine konuştuk.

Hüseyin Bey öncelikle sizi tanımak isteriz? 

Sivaslıyım. Mimar Sinan Üniversitesi Tarih bölümü mezunuyum. Uzun yıllar özel sektörde çalıştıktan sonra iki yıldır Milli Eğitimde öğretmenlik yapıyorum. Edebiyatla kendimi bildim bileli uğraşıyorum. Tarihten ekmeğimi çıkartıyorum.

Edebiyat özellikle şiir düşünce dünyamın en güzel uğraşı. Şiirlerinizi daha çok Aşkar ve Yedi İklim dergisinde okuduk. Ara ara Karagöz’de de şiir yazdınız. Fakat öncesi de vardır muhakkak. Nasıl başladınız şiire? İlk şiiriniz nerede yayınlandı? 

Liseli yıllarımda düşünce kitaplarına yoğunlaşmıştım. Şiir okumalarım Necip Fazıl'la başladı. Zaten aldığım ilk şiir kitabı ise Çile’dir. Üniversiteye hazırlık sürecinde Sezai Karakoç’u, meşhur şiiri Mona Rosa ile keşfetmiştim. Körfez­ Şahdamar ve Sesler’de üstadın asıl şiirleriyle içli dışlı oldum. İsmet Özel’in Amentü şiiri bende şok etkisi yaratmıştı sonra Erbain’i edindim. İbrahim Sadri’nin doksanlı yıllarda çıkardığı şiir kasetlerinin birinde "Afganistan Çağıltısı" adlı şiiri dinlemiştim. Bu vesileyle Cahit Zarifoğlu’nu tanıdım. Şiiri keşfetme serüvenim üniversiteli yıllarımda da devam etti. İkinci Yeni ve diğer kuşak şairlerini okumamla kendimi edebiyatın içinde buldum. Edebiyat dergilerini sürekli takip ederek güncel şiirin serüvenine tanık oldum. İlk şiirlerim yine üniversiteli yıllarımda yayımlandı. Sivas’ta çıkarılan Edebi Pankart dergisinde birkaç şiirim yayımlandıktan sonra İbrahim Tenekeci ve Hüseyin Akın’ın birlikte çıkardığı Kırklar dergisinde de şiirlerim yayımlandı. Üniversitedeyken Çetele ve Siyah isimli kısa süreli çıkan dergilere de şiir vermiştim. 2001 yılından 2006’ya kadar şiir yazmadım. Yoğunlaşamadım daha doğrusu. Askerde yazdığım iki şiir kalemi yeniden elime almama vesile oldu. O gün bugündür az da olsa şiirlerim Yedi İklim, Hece, Karagöz, Karayazı, Mahalle Mektebi, Sahte Vefa ve dergimiz Aşkar’da yayımlandı ve yazmaya devam ediyorum. Aşkar Dergisi’nin 18. sayısından itibaren editörlüğüne omuz verdim.  Şu an arkadaşlarımla birlikte 35. sayının hazırlıklarını sürdürüyoruz.

İlk kitap... Cevapsız Aramalar... Hayırlı olsun. Kitabın çıkış hikâyesini dinleyebilir miyiz sizden?Nasıl vücud buldu? 

Allah razı olsun. Çok teşekkür ederim. Şiirlerim birikmeye başlamıştı ve kitap için bir adım atmamız gerekiyordu. Arkadaşlarımın beni kitap için sıkıştırmasıyla artık kaçışım yoktu. Osman Özbahçe, şiirlerimi dikkate almıştı. Gerçek Hayat Dergisi’nde yazdığı dönemde Osman Özbahçe’nin “Envanter Defteri” diye bir köşesi vardı. Kendsiyle henüz tanışmıyorduk. Elbette ben şiirlerini takip ediyordum da o beni tanımıyordu. Köşesinde o ayın yayımlanmış en iyi şiirlerini not alıyordu. Benim şiirlerimi de not alması dikkatimi çekmişti. Şiirimin peşine düşmeme vesile oldu. 2006 sonrasında yazdığım şiirlerimi bir araya getirip dosyamı Osman Özbahçe’ye teslim ettim. Böylece “Cevapsız Aramalar” seçkin bir yayınevi olan Ebabil Yayınları’ndan çıktı. Yani kitabımın serüveni ağır çekimde ilerleyen sessiz bir film gibi oldu. İnşallah Türk şiiri içerisinde mütevazı yerini alır ve okuyucularımız kitabımızdan memnun olur. Allah utandırmasın.

Amin diyelim biz de bu duaya. Efendim kitabın son şiiri Şair Kalabalığı’nda esip gürlüyorsunuz desem abartmış olmam herhalde. Bir dua cümlesiyle bitiriyorsunuz şiiri. Nedir şiir sizce? Allah’ın korumasını muhafaza etmesini saklamasını isteyeceğimiz kadar değerli mi? 

Aslında esip gürlemekten ziyade içerisinde bulunduğumuz edebiyat ortamına kendimce mizahi bakmaya çalıştım. Katı bir gerçeklikte var aslında. Ortam kelimesini çok sevmiyorum. Şiirin değil de şairin ön planda olduğu acımasız bir süreçten geçiyoruz. Şairin şiirleri yerine şahsının konuşulduğu, pazarlamacı anlayışla hareket edildiği müddetçe şiir gibi kadim bir uğraşımız havada kalacaktır. Yani şair yazdığı şiirinin mücadelesini çok vermiyor gibi. Poetik hamleler, kuşak artistlikleri ve kuramsal çabalar (kuram çalışmalarına karşı olduğum anlaşılmasın) şiire gölge düşürüyor. İkisini birlikte yürüten ahlaki duruşlarını bozmayan şairlerimizi önemsiyorum. Hikmet arayışımızı en güzel şekilde dillendiren şiirin, şiirimizin korunmaya ihtiyacı var. Onu da Rabbimden istedim. Amin.

Müzikle aranızın iyi olduğunu biliyoruz. Bu münasebet şiirlerinizin satırlarına kadar sirayet etmiş; “Bir Teselli Ver”, “Cahildim Dünyanın Rengine Kandım” gibi şiir adlarının yanında. Birçok şarkı, türkü, sanatçı geçiyor şiirlerinizde. Nedir şarkıların, türkülerin kısaca müziğin şiirinizdeki yeri? Ve elbette şiir için nedir müzik? 

Bir televizyon programında Süleyman Çobanoğlu’nu dinlemiştim. Buna benzer bir soru sorulmuştu. Mana ve ses tartışmalarının sürekli yapıldığını ve şiirdeki sesi, ritmi önemsediğini söylemişti. Verdiği cevap benim de altını çizdiğim bir cevaptır. Şarkılarla, türkülerle, ninnilerle dolu zengin bir kültürümüz var. Şiir de ritmin, müziğin olması ve şiirin kulakla da okunması önemli.

Kalkan şiiri şiirimizde az rastlanır cinsten bir şiir. Abdest ve namazı anlatmışsınız. Neler söylemek istersiniz? 

Kalkan şiirimi uyarıcı, hatırlatıcı bir şiir niyetine koydum kitaba. Hayatın inceliklerinden, mü’minin en önemli silahlarından biri olan abdeste güzelleme yapmak istedim. İnşallah beğenilir.

Valla biz çok beğendik. Evde çoluk çocuk birkaç kez okuduk. 

Eyvallah, teşekkür ederim.

Şiirlerinizin adları ince bir mizah duygusu yaşatıyor insana. “Teşbih Taneleri”, “Heyet Raporu”, “Geç Kâğıdı”, “Lise Öğrencileri İçin Kitap Özetleri”, “Çoklu Zeka Dramı” gibi... Şiirlerinize nasıl ad seçiyorsunuz? 

Şiirimin başlıklarında zorlanmıyorum. Şiirin ismiyle içeriği bir bütünlük arz edince kolaylıkla şiirime isim verebiliyorum. Başlıkların ilginç olması okuyucuyu şiirin içine çekiyor. Bende böyle oluyor mesela. Sevdiğim şairlerin şiirlerini okurken şiirlerine verdikleri isimlerde de dikkatli davranmaları ilgilimi çekmiştir hep.

Siyasi terminolojiye de yer veriyorsunuz şiirinizde. Hayatın ıskalanmadığını görüyoruz. Saramago, Ümmü Gülsüm, IMF, ikiz kuleler şiirinizde yerli yerince yer alıyor. Aynı babtan olmak üzere, günlük hayattaki birçok ifadeyi söyleyişi şiirinize dahil etmişsiniz. Şiir bütünlüğü içinde hiç de sırıtmıyor bu ifadeler? Nasıl başarıyorsunuz bunu? Hesap lütfen, bizimle çalışmak ister misiniz gibi.... 

Az yazan birisi olarak şiirim üzerine çok titriyorum. Madem incelik isteyen bir uğraşımız var neden savruk, üstünkörü bir iş yapayım. Okuduğum bir roman, dinlediğim bir sanatçı, gündemimizi etkileyen bir olay, yolda yürürken gözüme çarpan bir ilan, yoğrularak imge veya konuşma üslubuyla şiirime girebiliyor. Rahatım bu konuda. Şairin günceli bilmesi güncele bulaşmadan, siyasi bir duruşunun olması politik dil kullanmadan, seçici ve dikkati olması gerekir.

“Pusula icat edildiğinden beri yönümüzü kaybettik.” ve “Çevreci olamadım ama bir taşı bir çöpü yerden almasını bildim” diyorsunuz. Çevreci olmak bir taşı yerden almaya mani midir? 

Yönümüzü pusula değil kıble belirler. Kıblemizi pusuladan önce de tayin edebiliyorduk. Tabii pusula kavramından batıyı ve yönsüzlüğü yani kıblesizliği vurgulamaya çalıştım. Dünya kendini kirletirken çevrecilerini de yine kendisi üretmiştir. Yani iç içe. Evimizi, mahallemizi, sokağımızı en önemlisi zihnimizi temiz tutmasını bilseydik çevrecilik denilen bir olguyla karşılaşmazdık. Bu çok acı. Kirlet ve temizle. Böyle olmamalı.

Anıştırmalara çok sık rastlıyoruz. Az önce söyledik, Saramago, Notre­Dame Kanburu, Çehov.... Bu ifadeler birer sığınak mıdır, lafı dolandırmadan anlatmanın bir yolu, imkânı mıdır? Yoksa muhayyileyi daraltmak mıdır? Ne dersiniz? 

Doğrudan söylemeyi tercih eden birisiyim. Bazı yazar, sanatçı ve kitap isimlerinin mısralarımda yer alması beslendiğim kaynakları göstermesi açısından güzel bence. Bu ifadeler birer sığınak olmaktan ziyade mısralarıma mihmandarlık yapan yol arkadaşlarımdır diyebilirim. Lafı dolandırmadan anlatmak şiirde soyutluk, somutluk, imgesel, sembolik anlatım gibi meseleleri gündeme getiriyor ki uzun bir konu galiba. Muhayyileyi gerçeklik zeminine oturtup söylemek önemli bence. Zemin kaygan olmadığı müddetçe söz daha sağlam olur ve adresini bulur.

Neler okuyorsunuz şu aralar? 

Kazım Taşkent dizisinden çıkan, İbn­i Battuta’nın Seyahatnamesi’ni okuyorum. Biraz yavaş ilerliyor ama çok keyifli bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Yine elimde dostum İdris Ekinci’nin Poetik Fiiller adlı son kitabı var.

Söyleşi için teşekkür ederim. 

Ben çok teşekkür ederim.

Eyvallah. 

İsmail Demirel konuştu (dünyabizim) Konuşa konuşa ­  01 Ağustos 2015 Cumartesi
http://www.dunyabizim.com/Manset/21140/yonumuzu-kible-belirler-pusula-degil.html

KESİLSİN AĞRILAR: CEVAPSIZ ARAMALAR










Güncelin peşinden koştuğumuz her dakika zihin tahribatına ve hafıza kirliliğine maruz kalıyoruz. Gündemden bir nebze uzaklaşmayı düşünmeyerek hepimiz hastalıklı birer insan hâline geliyoruz. Çoğu zaman insanlığımızı elimizle yahut dilimizle kaybedebiliyoruz. Nihayet uzaktan bakıldığında bir oyun simülasyonuna benziyor. Birileri akıl ve ruh sağlığımız üzerine taarruzda bulunuyor, bizse karşılık vermek zorunda olduğumuzu düşünerek evvela ağrı kesici yutuyoruz. Farkında olarak ya da olmayarak hapı yutuyoruz, yutmaya da devam ediyoruz. Şifayı şairlerde aramayanların yuttuğu modernizm hapının en popüler belirtisi ise akıllı telefon kuyruklarına girmek. Bunun daha da çıkmaz yolu, kredi çekerek akıllı telefon yenilemek. Netice-i kelam; günümüz insanı şeytanın yollarına gül dökmekle meşgul.
Şiir, şeytanla vedalaşmanın yollarından biridir ve en güzelidir. İyi şiirin kendine has kokusu vardır ve bu koku samimi bir okuyucuyu yüreğinin ortasından vurur. Okuyucu vuruldukça okur, vuruldukça okur. Bir süre sonra vurmayı da öğrenir. Bu sebeple şiir, vatan topraklarının savunulmasındaki en hakiki silahtır. Bu silahın mermisi hiç bitmez çünkü daima duayla doldurulabilir özelliktedir. Şair eğer şairse, şiiri de duadır ve doludur. Okuyucunun dolduruşa gelmemesini, dolmuşa binmemesini ister. Vatanıyla arasındaki sadakati göstermek ister. Bundan mütevellit şair İrfan Dağ, Atlarımızı Geri Alacağımız Günler adlı şiirinde “Halk iyidir, bahara anlamlı bakarlar, Türkiye vatandır, şiirin Türkiye’yi vatanlaştırdığını bilmezler” dizesini kurmuştur.
Türk edebiyatında vatanının hesabına sekiz yıldır hesap tutan ve soran, okuyucusuna “eve dön! şarkıya dön! kalbine dön!” diyerek çok ciddi bir kale inşa etmiş olan Aşkar dergisinin, tüm dergi okuyucuları arasında yeri çok müstesnadır. Yer deyip geçmeyelim, yerimizi bilelim ki düşmeyelim. Zira dünya zaten düşük bir yerdir, “dûn” bir yerdir. Dûnyaya düşmeyelim. İşte Aşkar dergisinin kıymetli şairlerinden biri olan Hüseyin Karacalar’ın da mayıs ayında ilk şiir kitabı ateş etti: Cevapsız Aramalar.
Ebabil etiketiyle okuyucuya sunulan bu güzide kitap, fakirin “ağrı kesici şair” olarak bildiği Hüseyin Karacalar’ın on sekiz şiirinden oluşuyor. “Bir Teselli Ver” ile başlıyor, “Şair Kalabalığı” ile bitiyor. Kendisiyle yaptığım röportajda kitabı ve şiirleri hususunda şöyle bir tanımlama yapmıştı: “Kitabımdaki şiirlerimin çoğu Aşkar’da yayımlandı. Üç ayda bir yayımlanan dergimize şiirimi verirken elimden geldiği kadar seçici olmaya çalıştım. Zaten çok sık yazan birisi değilim. Az ve nitelikli bir şiir peşindeyim. Telaşlı bir dünyadan geçerken şiirim yavaş ilerliyor. Kaybedeceğim bir şey yok. Bugünümüze şükürler olsun.
Toprağıyla bağlantısını kurmuş ve gözü gibi de korumuş bir şair Hüseyin Karacalar. Fırsat Kuponu şiirinde içinden geçtiği dünyaya karşı toprağını savunuyor, kolluyor:
“Her gün zayıflıyorum her gün gözlerimin önünde
Miyobum artmış göremiyorum artık uzak geliyor ömrüm
Ayağımın altında bir yara kayıyor habire bir uçuruma
Okuduğum kitaplardan çıkardığım tek kıssadan hisse:
Toprak:
Topraktan başka bir şey öğrenmedim
Topraktan başka bir şey yaramadı işime.”
Kitapta Heyet Raporu, Çaresizlik İlâhisi, Takipsizlik Kararı, Lise Öğrencileri İçin Kitap Özetleri, İleri Saat Uygulaması, Protokol Krizi gibi günlük hayatımıza rehberlik edecek “çok avantajlı” şiirler var. Bu kampanyadan yararlanmak için evvela Cahildim Dünyanın Rengine Kandım şiirine bakmak gerekiyor:
“Başımın çaresine bakmalıyım başımın çaresi yoktur benim
Kaç yıldır evime dönemiyorum kaç yıldır evim yoktur benim
Kardeşim dedim fiyat biçilir mi dünyaya, aslı astarı nedir?
Alışverişi yapılır mı karşılıksız çek ister misin?
Çek arabanı bin yıldır çekemiyorum dünya benden yana kahır.”
Hüseyin Karacalar’ın Aşkar dergisinin 34. sayısında yayımlanan “Sen Muş’ta Uzak Bir Kışta” adlı şiiri, fakirin nezdinde çok kıymetli, çok kuvvetli bir şiir. Eminim ki bu şiir yıllar sonra anlamını yeniden ve yeniden bulacaktır. Hikâyesini “Bir yılımı aldı bu şiirim. Atanma sürecinde başlayıp Muş’ta geçirdiğim günlerin birikimi. İçlendim, darlandım. Bir yalnızlığa sürgün gibiydim. Sürgünlerin uzun bir süreği.” diyerek özetlemişti şair. Fakir ise bu şiiri yaz boyunca çantasında taşıdı. İyi şiir rafta durmamalı, açıp okumalı insan. Göğsünü genişletmeli, bir yol bulmalı, yola çıkmalı. Çünkü yola çıkmak haklı çıkmaktır. Buyurun şiirden bir bölüm:
“Başımı diğer tarafa çevirdiğim oldu başımı önüme eğdiğim de
Yüzümü asla çevirmedim yüzümü soğuk yüzümü sıcaklardan geçirdim
Çevre edindim çevremi sevmedim çevremi geniş buldunuz
Çevreci olamadım ama bir taşı bir çöpü yerden almasını bildim
Yokmuşsunuz gibi davranamadım vurdum duymadınız
Yüzümü çevirmedim çünkü yüzüm ele verir beni
Kendimi yere deviremediğimden beni ayakta tuttunuz.”
Türkçenin âşığı Türkiye’nin velîsi Bizim Yunus’un “Hak’tan yana yönelicek / başka yollar dardır bize” diyerek gösterdiği şifaya riayet ederek ellerimi açıyor ve bir dua niyetine kitaptan son bir dize seçip üflüyorum: “Ekmek için kavgaya tutuşmuş mübarek ellerim var / ellerim boşluğa takılmış ellerim kancıklardan sıyrılmış mayhoş." 

Cuma, Kasım 27, 2015

Hayatını şiirle yoğuran bir şairle karşı karşıyayız

Şiirle örülmüş bir hayatı yaşamak... Bunu kendine bir yaşam tarzı olarak seçenler için ömrün her an'ı, yeni şiirlerin devşirileceği sonsuz imgeler dünyasıdır. Hayat, bildiğimiz akışını sürdürürken, olup bitenlere bir şiirin parçası gözüyle bakanlar için tarifsiz güzellikte dizeler çıkar yollarına. 

Hüseyin Karacalar isminin bendeki çağrışımı her zaman şiir olmuştur. İlk karşılaşmamızda ­bu tarih 1997 yılına tekabül eder­ elinde sımsıkı tuttuğu Hüseyin Akın’ın Sevmek, Karanfil ve Kiraz kitabından ayaküstü dizeler okumuştuk Sivas’ta. Aşağı yukarı her karşılaşmamızda şiirlerin kulağını çınlatırdık. Aradan geçen uzun yıllara rağmen, şiirler de dostluğumuz da hiç azalmadı; gelişti, ete kemiğe bürünerek dergi oldu, kitap oldu, hâlâ da aynı sıcaklıkta devam ediyor. 

Aşkar’dan kitaba uzanan koyu bir çizgi 

Anadolu’da dergi çıkarmanın ayrı bir havası vardır. Samimiyet, sesinin yankısını duyabilmek, Anadolu’dan metropollere uzanan ve dergi sayfalarından müteşekkil sağlam yollar, bu işe gönül verenlerin en büyük dayanağıdır. Günümüzde dünyanın bir avuç içine sığdığı gerçeği göz önüne alındığında merkez – taşra ayrımı pek de eskiye nazaran rağbet görmese de Anadolu’da olmak bile insana tarifsiz nimetler sunmaktadır. 

Hüseyin Karacalar, Ebabil Yayınları arasından çıkan ilk şiir kitabı Cevapsız Aramalar’la okuyucuyu selamlasa da, Aşkar dergisi ile de okuyucuların kalbine her yeni sayı ile sıcak selamlar gönderen bir şair. Sekizinci yılında 35. sayısına ulaşan dergi Sivas merkezli çıksa da, içerik ve yayın kadrosu olarak bir Türkiye dergisi. Aşkar, Anadolu’nun samimiyeti ile çıkmaya devam ediyor. 

 Aşkar dergisi, her yeni sayısı ile kendini geliştiren bir dergi. Bunda yazar kadrosunun, yayın kurulunun emeğini göz ardı edemeyiz ama bu arada daha dikkate değer olan Hüseyin Karacalar ve İdris Ekinci’nin gayretidir. Dergiyle birlikte gelişen bir şiirle karşı karşıyayız. Hüseyin Karacalar’ın Cevapsız Aramalar kitabı, vaktinde çıkmış bir kitap. Karacalar, şiire verdiği emeği bu kitapla taçlandırarak şiir yolunda ne kadar ısrarcı olduğunu ve şiiri ne kadar ciddiye aldığını somutlaştırmış oldu. 

Şiirlerde bir mümin hassasiyeti var 

Farkında olarak yaşayan bir şair Hüseyin Karacalar. Şairlik sıfatı omuzlarına bindiğinde de bir mümin hassasiyetinin ağırlığıyla dizeler kuruyor. Şiirler arasında gezerken kendinizi tanıdık bir dünyanın koynunda buluyorsunuz. Bir şadırvan serinliği, abdestin ruha kattığı huzur ve ezan sesleriyle onarılan sıkı bir duruş. “Kalkan” şiiri kitabın en dikkat çeken şiirlerinden. Adım adım abdestin insana bir kalkan olduğunu anlatmış Karacalar: “Saçlarımı ıslatınca bir dinginlik / Bozulan büyü biten kâbus saçlarım / Kulaklarımda birleşir ırmakla deniz / İşte kırılıyor Notre Dame’ın kamburu” “Takipsizlik Kararı” şiiri de bir yatsı vaktinin şehre inişini ve şehre kattığı havayı anlatıyor: “Pencereyi açınca kocaman bir yatsı ezanı / Konsantre oldum aldım başımı sulara” 

Yaşantıyla şiirin yolu kesişiyor

Hayattan uzak şiir, neoepik şiir, soyut şiir, ütopik şiir gibi bir çok adlandırma yapılabilir günümüzde yazılan şiirler için. Şairler kendi yaşadıkları dünyalarından çok, iç dünyalarının sesine kulak vererek gizli bir perdenin arkasından şiire yol açmaya çalışıyorlar. Söyleyiş olarak belki kulakta ve dimağda anlık hoşluklar uyandırsa da bu şiir, şairi hakikat çizgisinden uzaklaştırdığı için çok da uzun ömürlü olamıyor. 

Hüseyin Karacalar’ın şiirini okurken dizeler arasından tutulacak notlar, onun dünya görüşü ve yaşantısı hakkında ipuçları verebiliyor okuyucuya. Yani, yaşantısını şiirle yoğuran bir şairle karşı karşıya olduğumuzu hemen anlıyoruz. 

Yaptığı iş, yaşadığı şehir, mesleğine olan mesafesi, ilgi alanları gibi birçok noktaya Hüseyin Karacalar’ın şiirinden ulaşabiliyoruz. “Lise Öğrencileri İçin Kitap Özeti”, “Geç Kâğıdı”, “Sen Muş’ta Uzak Bir Kışta”, “İleri Saat Uygulaması” gibi şiirler otobiyografik bir şiir olarak okunabilecek bilgiler sunuyor bizlere. 

Hüseyin Karacalar, şiire bu denli mesai ayırarak yolunu belli eden bir şair olarak ve şiirini hayatından kesitlerle kurarken, elbette şiire dair duruşunu da bir şiiriyle ve poetik bir bakış açısıyla sunuyor bizlere. Kitabın son şiiri “Şair Kalabalığı”. Şiire, şairlere, edebiyat dünyasına göndermeleri olan bir şiir bu. Aslında böyle şiirler yazmak, özellikle de şiiri hayatının merkezine alan bir şair için tehlikeli sular olarak da görülebilir. Eleştirdiği noktada her an açık vermekle karşı karşıya kalabilir şair. Bu bağlamda okunup notlar tutulabilecek bir şiir “Şair Kalabalığı”. 

Hüseyin Karacalar, ilk kitabıyla şiir için ben de varım demiştir. Umuyorum ki bunca cevapsız aramaya bir karşılık bulacaktır bu şiirler. 

Mustafa Uçurum yazdı (dünyabizim/ 3Ekim 2015)

Ekmek için kavgaya tutuşmuş mübarek ellerim var

Hüseyin Karacalar ile Yağız Gönüler konuştu

Hüseyin Karacalar: “Ekmek için kavgaya tutuşmuş mübarek ellerim var”


Öncelikle röportaj isteğimi kırmadığın için teşekkür ederim Hüseyin hocam. Uzun yıllardır Aşkar dergisinde gördüğümüz şiirlerin esasen adım adım bir şiir yolculuğu gibiydi. Her sayıda gelişen, yenilenen ve serpilen bir Hüseyin Karacalar şiiri gördük. Nihayet geçtiğimiz mayıs ayında “Cevapsız Aramalar” adlı ilk şiir kitabın okuyucuyla buluştu, tebrik ediyorum. Kitabı iki defa okuma cüreti göstererek ilk sorumu soruyorum. Hüseyin Karacalar şiirinde Aşkar dergisinin yeri nasıl tarif edilebilir? Yani Aşkar’ın hem varlığı hem de devamlılığı şiirlerine, şairliğine ne gibi katkılar sağlamıştır?
Söyleşi ve tebrik için çok teşekkür ederim Yağız kardeşim.  Aşkar Dergisi'nin varlığı, Sivas’taki arkadaşlarımızla bir arada olmamızın en güzel sebeplerindendir.  Ayrıca Türk edebiyatı adına ve kendi adımıza güzel şeyler yapabilmemizin en güzel adreslerindendir. Aşkar’a 18. sayıyla birlikte tam anlamıyla omuz verdim. O günden bu yana dostluğumuzu, kardeşliğimizi pekiştirdik. Ürünlerimizle saflarımızı sıklaştırdık. Kitabımdaki şiirlerimin çoğu Aşkar’da yayımlandı. Üç ayda bir yayımlanan dergimize şiirimi verirken elimden geldiği kadar seçici olmaya çalıştım. Zaten çok sık yazan birisi değilim. Az ve nitelikli bir şiir peşindeyim. Telaşlı bir dünyadan geçerken şiirim yavaş ilerliyor. Kaybedeceğim bir şey yok. Bugünümüze şükürler olsun.


Aslında bu soruyu sormamın sebebi Aşkar dergisinde Türk şiirinin çok önemli isimlerinin bir arada bulunması ve birçoğunun da kitabının olması. Osman Özbahçe, İdris Ekinci ve Özgür Ballı naçizane fakirin de şiir keşfinde en önemli yere sahip şairlerden. Buradan o meşhur “Şiire ne zaman başladın?” sorusunu soracağım akla gelebilir. Benim sorum şöyle: Hüseyin Karacalar şiire neden başladı ve şiirini geliştirirken nelerden istifade etti?
Şiire, âşık olduğum zamanlarda başladım. Hâlbuki aşk başka ne olsundu şiirimin mazereti. Hayatıma tesiri olan her şey şiirimin damarlarında geziyor.


Şairin ilk kitabının daha çok heves kitabı olduğunu düşünüyorum. Üzerine titreyerek, gerek anlam gerek biçim kaygısıyla yazılan şiirlerin bir araya gelmesi; yıllar sonra şairin ilk kitabı olması hasebiyle bir çekince yaratabiliyor. Okuyucunun da dikkat kesilmesini umarak; kitapta sana göre en kuvvetli şiir neydi ve özel olmazsa bu şiirin hikâyesini dinlemeyi rica edebilir miyim?
Sevgili Yağız, benim ilk kitabımın bir heves kitabı olmadığını düşünüyorum. Hevesi nasıl anlamalıyım bilemedim.  “Cevapsız Aramalar” ayağı yere basan, dikkatle ve titizlikle seçilmiş şiirlerden oluşuyor. Yaşım itibariyle hevesli zamanlarımı geçtim diye düşünüyorum. En kuvvetli şiiri okuyucularımız ve eleştirmenlerimiz bulsun isterim. Ben hepsinin kendince ayrı bir değeri olduğunu düşünüyorum. O yüzden herkes kendi şiirini bulacaktır “Cevapsız Aramalar”da.

Hocam şiire meraklı, şiire tutkulu fakat eline kalem almaya korkan genç şair adaylarına neler önerirsin?
Korkuyorlarsa korkmasınlar. Korkmuyorlarsa korksunlar. İsmet Özel’den ilhamla söyledim.

 
Şairin yazıları da kuvvetli, en azından şiiriyle irtibatlı olması gerektiği daima söylenmiştir. Bu minvalde şiir dışında meraklı olduğun bir edebi sanat dalı var mı? Bu dal üzerine neler yapıyorsun?
Şiir dışında geçmişte birkaç deneme yazmıştım. Sinema yazıları yazmayı düşündüm ama çok vakit alan bir şeydi. Tembellik edip yoğunlaşamadım. Roman ve öykü okumayı çok seviyorum. Poetika üzerine okumalarımı artıracağım inşallah.

Peki, edebiyat dışında Hüseyin Karacalar’ın “Yaşamak umrumdadır” demesine sebep olan neler var? Hangi müziklerden ve hangi filmlerden ilham almıştır, ilhamı kovalamayı sevdiği sanatçılar kimlerdir?
Kitabıma yansıyan bazı isimler var. Orhan Gencebay, Neşet Ertaş, Ümmü Gülsüm gibi. Bunların dışında coğrafi keşiflere çıkıyorum şarkılar için. Dünya müzikleri çok hoşuma gidiyor. Sevdiğim insanların da tavsiyeleri üzerine epey şarkı seçkim oldu. Film konusunda da aynısı geçerli. Yönetmen üzerinden film izlemeyi seviyorum. Aramızda kalsın western filmlerinin -beni sürekli çocukluğuma götürdüğü için-  bende ayrı bir yeri vardır.
Aşkar dergisinin 34. sayısında “Sen Muş’ta Uzak Bir Kışta” adlı şiirin fakirin nezdinde çok kıymetli, çok kuvvetli bir şiir. Eminim ki bu şiir yıllar sonra anlamını yeniden ve yeniden bulacaktır. Hikâyesini sormak benim haddimi aşar, yalnız sürecini merak ediyorum. Bu şiiri yazmak ne kadar sürdü ve bu şiirin serüveninde yaşamın hangi duyguları saklı?
Bir yılımı aldı bu şiirim. Atanma sürecinde başlayıp Muş’ta geçirdiğim günlerin birikimi. İçlendim, darlandım.  Bir yalnızlığa sürgün gibiydim. Sürgünlerin uzun bir süreği. Neyse. Anlatamıyorum ben ya.

Son yıllarda genç şairlerden, yani cevabı kolaylaştırmak bakımından 18-28 yaş arası şairlerden dikkatini çeken isimleri öğrenmeye yeltensek?
Yaş aralığı olarak kimse aklıma gelmiyor Yağız. Bazı isimler var ama ya hatırlayamadıklarım beni niye anmadı derse üzülürüm ben. İlerde dergi sayfalarında mutlaka gündeme getireceğim. Sorduğun iyi oldu.


İdris Ekinci mi döver İrfan Dağ mı?
İdris dostluk, kardeşlik tohumlarını ekmiş bir adamdır, İrfan ise kardeşliği bağrında taşıyan dağ gibi bir adamdır. İkisinden de kavga çıkmaz. İdris iyi tütün sarar, İrfan ise zalım bakar. Kavga çıkmaz bizden gardaş.
 
Diyelim ki Bülent Parlak’ın bana 250 TL borcu var ve ben hem bunu kimseye söyleyemiyorum hem de paraya çok ihtiyacım var. Paradan vazgeçip bunun şiirini mi yazmalıyım yoksa bir gece ansızın İzdiham ofisini mi basmalıyım?
Bülent’in borcunu bu söyleşi vesilesiyle yeniledin sanki Yağız. Diyelim ki evet J “Dönmeyen borçlar üzerine klarnet” başlıklı şiirini yazmalısın.

Bu birkaç magazin yüklü sorudan sebep özür diliyor, tekrar ciddiyete dönüyorum. Şairin edebi çalışmalarını yürüttüğü esnada yaşadığı şehrin, onda yapabileceği tesir hususunda neler düşünüyorsun hocam? Buradan belki taşralı şair, şehirli şair mevzuuna da değinebiliriz. Büyük şehir bizi yutuyor, burası muhakkak. Ama acılarıyla da ilham veriyor şüphesiz. Bu durum senin yaşadığın şehir ve şehirlerde, yine senin üzerinde nasıl tesirler bıraktı, neler verdi ve neler aldı?
Taşranın büyüsü, sıkıntısı, albenisi ve taşraya ait her tını insanın hayatını mutlaka etkiliyor. Sinemadan hikayeye şiirden resme kadar ilhamın damarlarında dolaşan bir olgudur taşra. Benim hayatıma giren şehirler azdır. Birisi kocamandır ama. İstanbul, Sivas ve Muş. Uzun soluklu içime çektiğim şehirler. Elbette izler bıraktı hayatıma. Her şeye rağmen hepsi güzel. Ama şu soruyu sormadan edemiyorum. Taşra da yaşamak mı yoksa taşralı yaşamak mı?


Bir Aşkar şairi olan sevgili kardeşim Muhammed Faruk Özcan, “Şiir başlı başına bir utanç kaynağıdır” demişti. Benim nezdimde mükemmel bir söz. “Utanmak ve şiir” üzerine neler söylemek istersin hocam?
“Ben konuşmasını bilmem lili” dünyanın en güzel utanma cümlesidir.


Sık sık yolculuk yaptığını düşünerek sormak istiyorum. Vedanın ömrümüzdeki yeri nerededir? Veda nedir? Vedalaşmak niyedir? Sevenler elbet kavuşur mu?
Sık sık yolculuk yapmıyorum aslında. Gurbette görev yaptığım için klasik gidip gelmeler yaşıyorum.  Vedalaşmayı seviyorum. Yolcu etmesini ve yolcu edilmeyi seviyorum. Giderken büyüklerimin ellerini öpmeyi, sarılmayı seviyorum. Vedanın ömrümdeki yeri değer’dir. Giderken kadir kıymet biliyorum. Özlüyorum. Sevenlerin kavuşma meselesi için Süleyman Çobanoğlu söylüyor: Tekfurun Kızı.


İlk şiir kitabına isim vermek insanı yemeden içmeden kesebiliyor. “Cevapsız Aramalar” ismi nereden çıktı hocam ve diğer aklında olan isimleri de eğer mahsuru yoksa öğrenebilir miyiz?
Karagöz Dergisi’nde yayımlanan “Dört Cevapsız Arama” şiirimden ilhamla kitabın ismini koydum. Geç Kâğıdı ve Protokol Krizi gibi isimlerde aklımdan geçti. Cevapsız Aramalar ismi daha iyi bir karşılık bulur diye düşündüm. Güzel de oldu.


Son olarak 5 şiir kitabı ve 5 şarkı önerisi alsam? Kitabının akıbetinin daima hayırlı olmasını bir kardeşin olarak gönülden temenni ediyorum. Teşekkürler hocam.
Söyleşi için bende çok teşekkür ederim Yağız kardeşim.  Valla şiir kitabı tavsiyelerinde dönüp dolaşıp okuduğum isimleri yazmak istiyorum. Göreceli bir liste yani. İsimlerini anmadığım herkesten özür diliyorum.

1) İdris Ekinci – Uyku Kuşu, Son Üç Dakika
2) Özgür Ballı – İronika
3) Zeynep Arkan – İkrar, Orada Merhamet Varmış
4) Osman Özbahçe – Türkiye Kitabı
5) Hakan Şarkdemir – Bütün Şiirleri

Şarkılar
1) Mihaly Vig – Valuska
2) Ezginin Günlüğü – Rüya
3) Marisse Nadler – Famous Blue Raincoat
4) Evgenky Grinko – Faulkner ‘s Sleep
5) Muhammed Esfahani – Şikayet-i Hicran




Yağız Gönüler röportajı yaptı.  

İZDİHAM